Emaneti sahibine vermek
Hacı Bayram Velî’nin mürşidi olan Şeyh Hâmid Velî kendisinden sonra halifeliği oğlu Yusuf Hakikî’ye bırakmayarak Hacı Bayram’ı vekil etmiştir.
Yusuf Hakikî babasına karşı hayretle karışık bir burukluk içine girmişti. Bir gün asık bir suratla bu meseleyi düşünerek dergahın bahçesindeki kuyudan su çekerken babası onu yanına çağırdı ve şöyle dedi:
– Bak evlâdım! Hz. Peygamber’in yolu açıktır. Devlet idaresinde manevî işlerde sanatta işleri ehline bırakmak veliahdî yetenekli kişilerden seçmek dinimizin emridir. Benden sonra hakikate en ziyade aşina olup talebeleri yetiştirmeye en müsait kabiliyetlerle donanmış olarak Hacı Bayram’ı görüyorum. Sana karşı babalık sevgim beni vazifemi yapmaktan ve doğru yoldan alıkoymaz.
Yusuf Hakikî babasının bu açıklamasını dinledikten sonra ona şöyle bir soru sordu:
– Ama baba görmüyor musun? Senin gibi bir dergahı değil koskoca milleti idare eden padişahlar bile saltanatı oğullarına devrediyorlar. Onlar Müslümanlığı bilmiyorlar mı? Onlar Hz. Peygamber’in yolundan habersizler mi?
Şeyh Hâmid Velî bu sual üzerine âdeta irkildi. Rengi kaçtı ve üzüntülü bir sesle:
– Evlâdım! İsabetli bir noktaya değindin. Haklısın. Hz. Peygamber’in yolunda idareyi en ehliyetli en muktedir olana devretmek lazımdır; ama saltanatta kötü bir gelenek başlatılmış öylece devam etmektedir. Kötü geleneklerin yaşaması bizi hakikate karşı gelmeğe itmemelidir. Her şey yerli yerinde olmalıdır. Elması kuyumcunun örsüne bakırı sultanın tacına koyan cehaletten daima sakın.
Bu sözlerden sonra Yusuf Hakikî Hacı Bayram Velî’nin müridi olmuş ona ziyadesiyle hürmet ve hizmet etmiştir.
Şeyh Abdülğaffar Hazretlerinin hanımı bir gece yarısı kocasına:
– Sizden sonra yerinize oğullarınızdan kimi bırakacaksınız? Diye sormuştu.
Abdülğaffar Efendi:
– Oğullarımızın bizim yerimize geçme hakları ve liyakatleri yoktur. Yerime Pir Muhammed Gencevî geçecek buyurdu.
Hanımı buna razı olmadı:
– Yerine mutlaka oğullarından birini bırakmalısın diye ısrara başladı. Hanımının ısrarlarından kurtulamayacağını anlayan Abdülğaffar Efendi ona şu teklifi yaptı:
– Bak hanım! 3 oğlumuz var. Üçü de yanımızda uyuyor. Pir Muhammed’in evi ise buraya yarım günlük mesafededir. Oğullarımın her birini üçer kere isimleri ile çağırayım. Hangisi uykudan uyanıp yanıma gelirse yerimi ona bırakayım. Eğer oğullarımdan hiç biri uyanamasa üç defa da Pir Muhammed’i çağırayım. Eğer üçüncü çağırmamda yarım günlük mesafeden çıkıp gelirse ve kapıdan içeri girip “ buyurun” derse yerime onu bırakacağım…
Bu teklife hanımı razı oldu. Abdülğaffar Efendi çocuklarının her birini üçer kere çağırdı. Yandaki odalarda yatan çocuklar uyanamadılar. Daha sonra talebesi Pir Muhammed’e iki kere seslendi. Üçüncü seslenişte Pir Muhammed kapıdan içeri giriverdi. Abdülğaffar Efendi ona:
– Niçin geç kaldın? Diye sorunca
– Efendim birinci çağırışınızda çarığımı giydim. İkinci çağırışınızda yoldaydım. Üçüncü çağırışınızda ise huzurunuza girdim dedi.
Abdülğaffar Efendi daha sonra hanımına dönüp:
Bu makamı ve vazifeyi dilediği kuluna Allah Teâlâ verir. Benim senin gayretimizle isteğimizle olmaz. Bu iş nasip meselesidir buyurdu.
Bebekleri Öldürmeyin! Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri,…
En Büyük Keramet Türk asıllı mutasavvıfların en büyüklerinden birinin Aziz Mahmud Hüdayi olduğunda şüphe yoktur.…
Bir Bardak Su Profesör, elinde, içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı. “Bu bardağın ağırlığı…
Dalkavuk arayan padişah Canı sıkılan bir padişah can sıkıntısından kurtulmak için dalkavuk aramaya başlamış. Ama…
Bu Güzel hikayemizde; Azim ve başarı hikayeleri, Ders konusunda başarı hikayeleri, Kısa başarı Hikayeleri, Başarısızlıktan…
O Bir Çare Bulur İslâmiyete düşman olan hıristiyanların bâzıları, meşhûr Tatar hükümdârı zâlim Hülâgu'nun yanına…