Sungur Ağabey’in yanında bulduğum huzur

Sungur Ağabey’in yanında bulduğum huzur

Sungur Ağabey’in yanında bulduğum huzur

Mustafa Sungur Ağabey’le Süleymaniye, Kirazlı Mescit sokak’taki dershanede tanıştım. Orada ders yapardı. Tavrı, durumu, çektikleriyle onun farklı bir manevi hali vardı.

Peygamberimiz (sas) buyurmuş ki: “Ümmetimin âlimleri İsrail peygamberleri mesabesindedir.” İslamiyet, âlimlerle bugüne kadar gelmiş, âlimlerle kıyamete kadar devam edecektir. Sungur Ağabey de bu âlimlerden biridir…

Köy enstitüsü mezunudur. Köy enstitülerinin hedefi şuydu: Gençlere hem pozitif bilgiler vermek hem de sanat öğretmek. Enstitüler eğer bu programa sadık kalsaydı, Türkiye’nin kalkınmasında önemli rol oynayacaktı amma eğitimin karma olması ve pozitivizm adına Allah’ı inkâr dersleri verilmesi sebebiyle halk, köy enstitülerinin aleyhine döndü. Yıllar sonra Sungur Ağabey, Üstad’la beraber, okuduğu köy enstitüsünün önünden geçerken, “Sungur, bu mekteplerde okuduklarını yarın İslam’a hizmette kullanacaksın. O zaman bu seyyiatlar hasenata tebdil edilmiş olacak.” demişti. Gerçekten de Sungur Ağabey hem eskiye hem yeniye hâkim bir şahıstı.

Üstad kendisine, “Seni dünyaya vermeyeceğim!” demişti. Sungur Ağabey diplomasını, öğretmenliğini, makamını bu yolda feda etti. Fakir yaşayan başka biriydi. Çok zengin olabilirdi. Bu cihetle de muhterem yengemiz Emine Sungur Hanım’ı da tebrik ederim. O da sabretti, sadakatini esirgemedi. Risale-i Nurlara olan bağlılığını bir gün gevşetmedi. Normal bir hanım böyle bir hayata dayanamaz. Fakat yengemiz üstün bir hanım. “Karşımda bir yangın var; içinde evladım yanıyor!”, diyen Üstad’ın hemşiresiydi. Sungur Ağabey, Üstad’ın peşinde hapishaneden hapishaneye, sürgünden sürgüne koşarken, muhtereme yengemiz dikiş dikip satarak çoluk çocuğuna bakmış, Üstad Bediüzzaman bunun üzerine, “Sungur, senin hizmetine ailen de ortak.” buyurmuştur. Sungur Ağabey’e yardım eden herkes, onun ibadetlerinden payını aldı…

Sungur Ağabey’i en son geçtiğimiz sene Doğancılar’daki dershanede ziyaret ettim… Bir zamanlar natürizme, materyalizme karşı çıkıp küfrün belini kıran bu ağabey, tekerlekli sandalyede derse gelmişti. Fırıncı Ağabey’in dediği gibi, karşımda “mücessem bir nur” vardı. Yani Nur’un cisim haline gelmiş şekli, ayaklı Risale-i Nur… Elini öpmek istedim, amma öptürmedi. Birlikte ders dinledik. Dersten sonra dedi ki: “Üstad buyurdu ki, beni Risale-i Nur’un satır aralarında bulabilirsiniz.” O zaman anladım ki, Bediüzzaman’ı anlamak isteyen Risale-i Nur’ları okumalı.

Şimdi Sungur Ağabey’le birlikte gittiğimiz dersleri hatırlıyorum…

Ders yapmasa, konuşmasa bile onun duruşu ders gibiydi. “Ağabey, çok iyi oldu geldiniz. Ne olur yine gelin.” diyorlardı. Ben de, “Sungur Ağabey konuşmadı, ders yapmadı amma arkadaşlar yine istiyorlar.” diye düşünüyordum. Sonra anladım ki Sungur Ağabey’in yanında gezerken acayip bir huzur buluyordum, içim rahat ediyordu. Onu görmek bile yetiyordu… Kolay mı? Üstad’ın yanında yıllarca kalmış, görmüş, ondan ders almış. Hep onunla yaşıyor… Mehmet Kırkıncı Hocamın buyurduğu gibi, “Onların Üstad’a verdiği bir bardak suyu, bütün ömrümde yaptığım hizmetlerin ecrine değişmem!” Onlar böylesi insanlardı…

Allah rahmet eylesin…

Bizi Sosyal Medyada Takip Edin...
instagram logo

İnstagram

facebook logo

Facebook

twitter logo

Twitter

google plus logo

Google + 

youtube logo

Youtube 

pintrest logo

Pinterest 

Tumblr logo

Tumblr

Linkedin logo

Linkedin

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Kategoriler
Sponsorlu Bağlantılar