Fon Müzikleri

Passiflore çiçeğinin müthiş tuzağı

Passiflore çiçeğinin müthiş tuzağı

Passiflore çiçeğinin müthiş tuzağı

Cenâb-ı ALLAH’ın, canlılar âleminde yaratmış olduğu sayısız ikili hayat ve yardımlaşma örneklerinden biri de kelebekler ve çiçekler arasındakidir.

Çiçekler, türlerinin devamını sağlayabilmek için, rüzgarın haricinde çeşitli böcekler aracılığıyla da polenlerini diğer çiçeklere ulaştırırlar. Bu aracılardan birisi de kelebeklerdir. Çiçeklere içlerinde bulunan nektarı alabilmek amacıyla yaklaşan kelebekler, bir yandan ihtiyaçları olan besinleri temin ederken, bir yandan da üzerlerine bulaşan polenleri kondukları diğer çiçeklere taşımak suretiyle tabiatdaki mükemmel dengenin devamlılığını sağlarlar.

Milyonlarca yıldır süregelen bu uyumlu ilişkide en büyük istisnalardan birini, Passiflore çiçeği ile kırmızı, siyah ve beyaz renkteki gözalıcı desenleriyle dikkati çeken Heliconius kelebeği oluşturur. Çünkü bu iki canlı, kelebekler ve çiçekler arasındaki bilinen uyumlu ilişkinin tam tersine, birbirinden korunmaya çalışan hatta karşılıklı tuzak kurarak inanılmaz savunma metodları geliştiren iki düşman olarak karşımıza çıkar.

Passiflore çiçeği, zaman zaman yapraklarına zarar vermek amacıyla kendisini ziyaret eden böceklere karşı müthiş bir taktikle savunma yapmaktadır. Passiflore, bu istenmeyen ziyaretçiler tarafından istila edildiğinde son derece etkili olan bir tür toksik sıvı salgılar ve böylece bu davetsiz misafirlerin hepsini etkisiz hale getirmiş olur. Ancak Passiflore’nin korunmak için salgıladığı bu sıvıdan etkilenmeyen ve bu yüzden de düşmanı konumunda olan ısrarlı bir canlı vardır ki bu da Heliconius kelebeğidir. Bu kelebek, ancak gelişmiş bir kimya laboratuvarında tahlil edilerek içeriği öğrenilebilecek böylesine etkili bir zehiri, küçücük gövdesiyle kendi içinde çözerek bünyesi için zararsız hale getirmeyi nasıl başarabilmektedir? Zira bu zehirli sıvıya karşı –kendisinde bulunan korunma sistemi olmadan— yapacağı her deneme, kelebeğin diğer böceklerin akibetine uğrayarak ölmesiyle neticelenecektir. Passiflore çiçeğinin düşmanlarına karşı bu sıvıyı üretmesi de kelebeğin bu zehire karşı korunmuş olması gibi, yarattığı herşeyi bir hikmet üzere vareden ve kâinatta kurmuş olduğu düzeni sürekli olarak koruyan Rabbimizin dilemesi ve lütfuyladır.

Beslenmek için oldukça geniş bir çiçek listesine sahip olan Heliconius kelebeklerinin Passiflore’yi bu derece çekici bulmalarının ve salgıladığı zehirli maddeyi dahi göze alarak çiçeğe ısrarla yaklaşmalarının son derece hayati bir sebebi vardır:

Passifloreler, Heliconius kelebeklerinin yumurtaları için bir beşik görevi görmektedirler. Heliconius kelebekleri, yumurtlama zamanları geldiğinde yavruları için en ideal yeri aramaya başlarlar. Aranan yuvanın temel özelliği, yumurtadan henüz çıkan tırtılların tehlikesiz bir şekilde hayata başlayacakları, güvenilir bir yer olmasıdır. Ayrıca gelişme dönemini tamamlayarak birer kelebeğe dönüşmek için bol yemeğe ihtiyacı olan genç tırtılların yiyecek kaynaklarına yakın olması da gerekmektedir.

Bu özelliklere en uygun yuva ise Heliconius kelebeklerinin vazgeçemedikleri Passifloredir. Kelebek, çiçeğin yerini, kokusu ve yapraklarının şekli yardımıyla tesbitinden sonra, açık sarı renkteki yumurtalarını çiçeğin tomurcuklarının üzerine bırakır. Bir süre sonra yumurtadan çıkan aç tırtıllar büyük bir iştahla Passiflorenin yapraklarına saldırırlar. Meydana gelen yüksek miktardaki yaprak kaybından ötürü zayıf düşen çiçek, olgunlaşamaz ve bu yüzden de tohum üretemez. Bitkilerde türün devamı anlamına gelen tohumların eksikliği ise Passiflore’nin çoğalmasının tehlike altına girmiş olması demektir. Ancak bu noktada, Heliconius kelebeklerinin inanılmaz bir özelliği, olayın akışını tamamen değiştirir ve Passiflore’nin tırtıl hücumundan kurtulma ihtimalinin ortaya çıkmasına imkân verir. Heliconius kelebekleri, yumurtalarını Passiflore’ye ancak bir başka Heliconius’un bu çiçeğe yumurtlamamış olması şartıyla bırakırlar. Bu çiçeğin üzerinde diğer bir kelebeğin yumurtalarını gördüklerinde ise kendi yumurtalarını bırakmak üzere başka bir çiçeğe doğru yönelirler. Bu safhada Passiflore çiçekleri büyük bir mucize olarak inanılması güç bir olayı gerçekleştirirler. Passifloreler, kelebeklerin yumurtlama dönemlerinde, tomurcukların üzerinde onların yumurtalarını taklit ederek, aynı büyüklükte ve renkte sarı lekeler çıkarırlar. Böylece kelebek bu çiçeğin kendisinden daha hızlı davranan bir hemcinsi tarafından işgal edilmiş olduğunu düşünecek ve yumurtlamak için başka bir çiçeğin arayışı içine girecektir.

Şüphesiz bu olayın her safhası, müminler için ayrı ayrı mucizelerle ve üzerinde gereği gibi düşünüldüğünde, Rabbimizin sanatına olan hayranlığı arttıracak delillerle doludur. Hareket kabiliyeti olmayıp, kökleriyle toprağa sıkıca bağlanmış olan bir bitki, ömrünün önemli bir kısmını tırtıl, kısa bir süresini ise kelebek olarak geçiren Heliconius’un bu özelliğini kimden ve nasıl öğrenmiş olabilir? Bitkinin, bu kelebek türünün vereceği zarardan korunmak amacıyla böylesine muazzam bir taktik geliştirebilmesi için, Heliconius’la ilgili pekçok bilgiye sahip olması gerekir. İnsanoğlunun ancak yapılan uzun süreli araştırmalar ve gözlemler sonucu kısmen edindiği bilgileri, bu bitkinin Rabbinin ona ilham etmiş olduğu bir ilim üzere biliyor ve hiçbir hataya düşmeden kullanıyor olması gerçekten büyük bir iman hakikatidir. Zira insanlar gibi görme, işitme gibi özelliklere sahip olmayan bu bitkinin, binlerce kelebek türü arasından kendi üzerine yumurtalarını bırakacak olan Heliconiuslar’ın yumurtlama zamanlarını bilmesi, yumurtaların rengini ve şeklini adeta görüyormuşçasına taklit edebilmesi ve bu doğrultuda tomurcuklarını tıpatıp kelebeğin yumurtalarına benzetmesi insanın aklı üzerindeki ülfeti kaldıracak türde olaylardır. Üstelik çiçeğin bu planı gerçekleştirmesi için, tüm bu bilgilerin yanısıra, kelebeğin gördüğü bu sahte manzara karşısında yumurtalarını üzerine bırakmaktan vazgeçeceğini de biliyor olması gerekir.

İşte bu olayların tümü, her düşünen insanı, kâinattaki en ufak teferruatda dahi sonsuz aklını sürekli tecelli ettiren Sani-i Zülcelal’in yüceliğini tefekküre sevk eder.

Bitkinin savunma sistemine ait önemli ve ilgi çekici bir detay da, yaprakları üzerinde yer alan küçük iğnelerdir Bu iğneler, yumurtadan çıkan tırtılların en ufak bir yer değiştirmesi durumunda bedenlerine saplanırlar. Böylece bu hayvanların yapraklara verecekleri zarar da önemli ölçüde engellenmiş olur.

Gerçekten de düşünüldüğünde, yerde neredeyse sürünerek ilerleyen bu hayvanları etkisiz hale getirmenin en akılcı yollarından birisi, üzerlerinden aşıp geçemeyecekleri bu küçük iğnelerle onların yollarını kesmektir. Bu metodu bitkinin bulabilmesi için düşmanlarının tüm özelliklerini çok iyi biliyor olması gerekir. Zira uçarak gelen kelebeğe karşı nasıl tedbir alıyorsa, aynı şekilde yerde sürünerek ilerleyen tırtıllara karşı da en akılcı savunmayı gerçekleştirmekte ve bu amaçla yapraklarının üzerindeki küçük iğneleri kullanmaktadır. Böcekler gibi sert kabuklu düşmanlarına karşı toksik bir sıvı ile karşılık veren, tırtıl gibi yumuşak yapılı canlılar için ise farklı bir savunma yapan Passiflore’nin inanılmaz yetenekleri, ancak kendisini kat kat aşan bir aklın, bu bitki üzerindeki kusursuz tecellisiyle açıklanabilir.

Bu çiçeklerin tırtıllara karşı son olarak aldığı üçüncü tedbir ise, gerçekten hem müthiş bir plan tertip edilmesi hem de detaylı bir kimya bilgisi gerektirmesi açısından oldukça şaşırtıcıdır.

Passiflore, sanki karıncaların bu tırtılların doğal düşmanları olduklarını biliyormuşçasına, onları kendi yaprakları üzerine çekecek, tadı cezbedici olan tatlı bir nektar salgılar. Bu nektarı toplayabilmek için üst yapraklara kadar tırmanan ve neredeyse tüm bitkiyi saran karıncalar, bu hareketli arayış sırasında yolları üzerinde bulunan tüm tırtılları da öldürürler. Bu son tedbirle Passiflore, tırtıl istilasından kurtulmayı kesin olarak garanti altına almış olur.

Karıncaların, tatlı sıvıları sevdikleri ve bunlarla beslenmek için toplandıkları insanlar dışındaki hiçbir canlının şuurlu olarak bilebilecekleri bir şey değildir. Bir bitkinin bu bilgi doğrultusunda hareket etmesi bile son derece şaşırtıcıyken, doğal ortamında sadece yağmur suyu ve topraktan aldığı mineraller ile beslenen Passiflorenin, bu tatlı nektarı nasıl ve ne şartlarda meydana getirdiği gerçekten düşündürücüdür.

Ayrıca bitkinin, karıncaların bu nektarı almak için geldiklerinde tırtılları da temizleyeceklerini bilmesi, muhakkak ki ancak Cenab-ı ALLAH’ın ilham etmesiyle açıklanabilir. Tüm bu olayların hem bitkiye hem kelebeğe hem de karıncaya hakim olan tek bir Yaratıcının eseri olduğu görebilen her göz için aşikârdır.

Serap Akıncıoğlu

Bizi Sosyal Medyada Takip Edin...
instagram logo

İnstagram

facebook logo

Facebook

twitter logo

Twitter

google plus logo

Google + 

youtube logo

Youtube 

pintrest logo

Pinterest 

Tumblr logo

Tumblr

Linkedin logo

Linkedin

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Kategoriler
Sponsorlu Bağlantılar