Mehmet Zahit Kotku hocam ve kalbin hedefi

Mehmet Zahit Kotku hocam ve kalbin hedefi

Mehmet Zahit Kotku hocam ve kalbin hedefi

Mehmetlerin ve Mehmetçiklerin çok olduğu bir diyarda bazı Mehmetler kendilerini pırlanta durumuna getirerek diğerlerinden farklı bir değere kavuşmuştur.

İşte Mehmet Zahit Kotku (ra) bunlardan biridir…

1956 senesiydi… Yirmi dört yaşımda bir delikanlıydım. Bir gün İstanbul’daki Zeyrek Camii’ne gittim. Mehmet Zahit Efendi’yle ilk defa burada karşılaştım. Namazdan sonra cami bitişiğindeki evine geçtik. Kuzey tarafta Haliç ve Süleymaniye bütün ihtişamıyla gözükürken Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olduğumuzu bize telkin ediyordu. Hoca Efendi cübbesi, sarığı, sakalı ve nur yüzüyle bir Osmanlı efendisiydi. Hürmetimden yüzüne bakamıyordum…

İlimle, ibadetle kemâlâta tırmanan insanların duvar dibinde durup bir şeyler istiyor ve bekliyordum… Gün oldu ki gündüzleri geceye bağladım. Müftülere, vaizlere sorarak tövbe etmesini öğrendim. Bu arada kafama takılan soruları da Zeyrek’e gidip hocama soruyordum. Yine bir gün yanına gittim. “Hocam,” dedim; “dinî çalışmalar yaptıkça günahlara meylim artıyor. Günahlar eskisinden daha çok beni çekiyor. Ne buyurursunuz?” Dizlerimizin üzerinde oturuyorduk. Elinde tesbih, hafifçe doğrulup, her zamanki mütebessim çehresiyle cevap verdi: “Evladım, bir cisim fezada ne kadar süratle hareket ederse, hava da ona o şiddette karşı koyar. Bir Müslüman da İslami çalışmalarını ne kadar hızlandırırsa, şeytan da onunla o derece uğraşır.” Hocamın ağzından çıkanlar, manevi yaralarımı tedavi etmişti.

Benim zikir anlayışım sadece Allah veya Hû demekten ibaret değildir. İslamiyet’e uygun yapılan her iş, her konuşma, her toplanma, görüşme ve hatta seyahat, zikirdir. Mehmet Zahit Hocamın toplantılarına katıldığımda, müridlerin ona soru sormadıklarını, Hoca Efendi kendiliğinden bir şeyler anlatırsa memnuniyetle dinlediklerini fark ettim. Bunun dışında herkes zikre dalıyordu. Elbette ki Allah’a itaat edenlerin feyizlerinden istifade etmek de tarifi imkânsız bir zevktir…

13 Kasım 1980 yılının Cuma günü Süleymaniye Camii muhteşem bir kalabalıkla dolup taştı. Caminin içi, bahçesi, yollar, caminin pencere içleri bile namaz kılanlarla doldu taştı. Her partiden, her meslekten, her gruptan, her sanattan, her tarikattan adamlar vardı. Mehmet Efendi’nin ömür boyu aradığı manzara, o musalla taşında iken gerçekleşmişti…

Sonrasında onun kabrini ziyarete gittiğimde kendi kendime dedim ki, “Şu kabre bak. Eğer toprağın ötesine gönlün kayabilirse ömrünü ilme, ibadete vermiş bir abid göreceksin ve onun yolunda yürümek için onun İslam’a bağlılığını ruhunda hissedip iki cihan serverinin sünnet-i seniyyesine ittibaı hayatın gayesi ve Allah rızasını da kalbinin hedefi bileceksin. İşte kurtuluş, bu sırların çözüldüğü yerde gizli…”

Bizi Sosyal Medyada Takip Edin...
instagram logo

İnstagram

facebook logo

Facebook

twitter logo

Twitter

google plus logo

Google + 

youtube logo

Youtube 

pintrest logo

Pinterest 

Tumblr logo

Tumblr

Linkedin logo

Linkedin

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Kategoriler
Sponsorlu Bağlantılar