Ana sayfa  |    Favorilere Ekle   |   İletişim  |   Üyelik İşlemleri

 

Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur
P.Drucker

 

 

 K a t e g o r i l e r

Konulara Göre Güzel Sözler
Meşhurlardan sözler
Güzel sözler
Konulara Göre Deyimler
Konulara Göre Atasözleri
Konulara Göre AYET'ler
Konulara Göre HADİS'ler
Bayram - Kandil - mesajları
Nasihatler
Paylaşılan resimler
Kainat hakkında bilgiler
Dünya Hakkında Bilgiler
Ülkeler Hakkında Bilgiler
Türkiye Hakkında Bilgiler
Allah cc. Sıfat ve İsimleri
Hz.Muhammed (sav)
Peygamberlerin Hayatları
Osmanlı Padişahları
Sağlık Köşesi
Vücudumuzu Tanıyalım
Hayvanlar Alemi
Bitkiler Alemi - Şifalı Bitkiler
İslam Dini
Namaz
Dua
Camii - Camiler
Yemek Tarifleri
Börek ve Poğaça Tarifleri
Tatlı Tarifleri
İlginç Bilgiler
Bilmediklerimiz
Pratik Bilgiler
Tuhaf Olaylar
Önemli icatlar
Ordan burdan şurdan

Anket

Yılda Kaç kitap okuyorsunuz?

Hiç okumuyorum (34)
1-2 Kitap (12)
3-5 Kitap (13)
5-10 Kitap (11)
10-20 Kitap (27)
20-50 Kitap (24)
50 den çok (97)



 

 

Hz Muhammed sav.in doğumunda meydana gelen olaylar

 Hz Muhammed sav.in doğumunda meydana gelen olaylar  

 

Okunma :  3027  

Eklenme:  9/19/2011

 



  Nebiyy-i Ekrem Efendimizin dünyaya teşrifleri esnasında belli başlı şu hârikâ hâdiseler meydana geldi.

 
Facebookta Paylaş
  

Hz. Muhammed sav.’in Dünyayı Teşrifleri Sırasında Meydana Gelen olaylar

Kâinatta en büyük hâdise hiç şüphe yok ki, Kâinatın Efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (a.s.m.) dünyaya teşrifleri hâdisesidir. Çünkü, hilkat ağacının çekirdeği odur. Kàdir-i Zülcelâl, onun gelişini takdir etmemiş olsaydı, kâinat da, insan da olmayacaktı. Dolayısıyla imtihan dünyasının kapısı da açılmayacaktı. "Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, Nûr-u Muhammedî (a.s.m.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir. Eğer o âlem-i kebir, bir şecere tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi [meyvesi] olur. Eğer dünya mücessem bir zîhayat farzedilirse, o nur onun ruhu olur. Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı olur."1

İşte, "Sen olmasaydın, ey Habîbim, felekleri [kâinatı] yaratmazdım" kudsî hadisi, bu sırra işaret etmektedir.

Ayrıca, Efendimizin risâleti diğer peygamberler gibi hususî değil, umumi ve cihânşümûldür. Buna binâen elbette dünyaya teşrifleri esnasında birtakım hârikâ hâdiseler vücuda gelecekti. Ve bu hâdiseler akıl ve basîret sahiplerini düşünceye sevkedecekti.

Nebiyy-i Ekrem Efendimizin dünyaya teşrifleri esnasında belli başlı şu hârikâ hâdiseler meydana geldi:

Dünyaya teşrif ettikleri gece bir yıldız doğdu.

Yahudîler arasında birçok âlim vardı. Bunlar, kitaplarında Allah Resûlünün geleceğini görüp, öğrenmişlerdi. Yıldızlardan hüküm çıkarmada da usta sayılırlardı. Efendimizin doğumu gecesinde bir yıldız parlamış ve Yahudî âlimler bu yıldızdan Ahirzaman Peygamberinin dünyaya teşrif ettiklerini anlamışlardı.

Resûl-i Zîşanın meşhur şâiri Hassan bin Sâbit (r.a.) bu hususu şöyle anlatmıştır:

"Ben sekiz yaşlarında var yoktum. Biliyorum, bir sabah vakti, Yahudînin biri ‘Hey Yahudîler!’ diye çığlık atarak koşuyordu. Yahudîler, ‘Ne var, ne yırtınıyorsun?’ diyerek adamın başına üşüştüler. Yahudî şöyle haykırıyordu:

"‘Haberiniz olsun, Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu. Ahmed bu gece dünyaya geldi.’"1

İbni Sa’d’ın naklettiği konu ile ilgili bir rivâyette ise şöyle denilmektedir:

"Mekke’de oturan bir Yahudî vardı. Allah Resûlünün doğdukları gecenin sabahı Kureyşlilerin karşısına çıktı ve sordu:

"‘Bu gece kabilenizden bir oğlan çocuk doğdu mu?’

"Kureyşliler, ‘Bilmiyoruz’ cevabını verince, adam sözlerine devam etti:

"‘Varın, gidin, soruşturun, arayın; bu ümmetin peygamberi bu gece doğdu. Sırtında alâmeti var.’

"Kureyşliler varıp soruşturdular ve gelip Yahudîye haber verdiler: ‘Bu gece Abdullah’ın bir oğlu dünyaya geldi, sırtında bir nişan var.’

"Yahudî gidip peygamberlik alâmetini gördü. Ve aklını kaybetmişçesine şöyle haykırdı:

"‘Peygamberlik artık İsrâiloğullarından gitti. Kureyşlilere öyle bir devlet gelecek ki, haberi doğudan batıya kadar ulaşacaktır.’"2

Demek gökkubbe pırıl pırıl yıldız kandilleriyle Resûl-i Kibriya Efendimizin gelişini alkışlıyordu.

Medâyin’deki Kisrâ Sarayından on dört burç çatırdayarak yıkıldı.

Kâinatın Efendisinin doğduğu geceydi… Saatler, doğum anlarını gösteriyordu. Derin bir uykuya dalan Medâyin şehri korkunç bir çatırdı ve gürültü sesiyle uyandı. Hükümdarla birlikte halk da heyecan içinde yataklarından fırladı. Manzara korkunçtu ve telaş verici idi. Hükümdar Sarayının o sapa sağlam burçlarından on dördü çatırdayarak yıkılıvermişti.

Geceyi korkular içinde geçiren Kisrâ sabaha çıkar çıkmaz memleketinin dinî reislerini derhal bir toplantıya çağırdı. Toplantıda, cereyan eden hâdisenin neyin nesi olduğunu görüşeceklerdi.

Kisrâ tacını giymiş tahtına oturmuştu. Henüz müzakereye başlamamışlardı ki, doludizgin yaklaşan bir atlı, elinde bir mektup getirdi. Mektupta, İstahrabat’ta binlerce seneden beri ışıl ışıl yanan ateşlerinin söndüğü haber veriliyordu.

Bu haber, Kisrâ’nın korku ve heyecanını daha da arttırdı. Bu sırada toplantıda bulunan İran başkadısı Mûbezan söz alarak gördüğü bir rüyâyı anlattı:

"Gördüm ki yüzlerce kükremiş deve, önlerine şaha kalkmış Arap atları olduğu halde Dicle suyunu geçti ve İran topraklarına yayıldılar."

Kisrâ, doğru sözlü, bilgili ve adaletli Mûbezan’ın bu rüyâsını da mânâlı buldu. Sinirleri fazlasıyla gerilmişti. Bu muammayı çözmek istiyordu. Bilgisine ve irfânına güvendiği Mûbezan’a sordu:

"Peki, bu neye işâret olabilir?"

Başkadının cevabı kısa ve öz oldu: "Araplar tarafından çok önemli birşeyler olacağına işâret olabilir."

Kisrâ, bunun üzerine derhal Hîre Valisi Numan bin Münzir’e bir mektup yazdı. Mektupta, "Bana orada bulunan âlimlerden, suallerime cevap verebilecek kudrette biri varsa gönder!" diyordu.

Mektubu alan Numan, işin ciddiyetini anladı ve derhal Abdü’l-Mesîh bin Amr adında bir bilgini Medayin’e gönderdi.

Gelen âlimi hükümdar derhal huzura kabul etti. Cereyan eden hâdiseleri anlattıktan sonra, kendisinden bu hususta bilgi istedi. Abdü’l-Mesih, Kisrâ’ya hâdiseler hakkında bir bilgi veremeyeceğini söyledi ve ilâve etti:

"Şam yakınında Câbiye’de oturan dayım Satîh’de bunlara cevap verecek bilgi vardır."

Bunun üzerine Kisrâ, Abdü’l-Mesîh’i gidip Satîh’ten hâdiseler hakkında bilgi almak üzere vazifelendirdi. Meşhur Şam kâhini Satîh kemiksiz, âdetâ âzâsız bir vücud, yüzü göğsü içinde bir acûbe-i hilkat ve çok yaşlı bir kâhindi. Dâimâ sırt üstü yatardı. Bir yere götürülmek istendiği zaman bohça gibi katlanırdı. Gaipten verdiği doğru haberler, o zamanın insanları arasında meşhurdu.

Abdü’l-Mesîh, dağ taş demeden yol alarak dayısı Satîh’in yanına vardı. O sırada Satîh, hayatının son anlarını yaşıyordu. Şiddetli hastalık içinde kıvranıyordu. Hastalığın şiddeti dudaklarından konuşma kudretini de alıp götürmüştü ki, gelen adamın ne selâmını alabildi ve ne de konuşabildi. Fakat, Abdü’l-Mesîh olup bitenleri anlatınca iş birden değişiverdi. Ölüm döşeğinde ecelle pençeleşen Satîh gözlerini birden açtı ve sanki kabir kapısına değil, dünya evinin kapısına yeni ayak basacakmış gibi canlanarak heyecan içinde haykırdı:

"Ey Abdü’l-Mesîh! İlâhi vahyin okunması çoğalacak. Asâ’nın sahibi peygamber olarak gönderildi. Semâve Vadisini su bastı, Farsların ateşi söndü. Artık Şam da Şam değil, Satîh için.

"Şunu iyi bil ki, zaman üzerinde hükmü geçerli olan mutlak Hâkim, böyle istedi ve gelen peygamberle nebîlik ipinin iki ucunu düğümledi."

Derin bir nefes çektikten sonra da ilâve etti:

"Sasanîlerden, yıkılan burç sayısınca hükümdar gelecek ve sonra hüküm yerini bulacaktır."1

Bu cümleler, Satîh’in dudaklarından dökülen son sözler oldu. Sanki bu gerçeği dile getirmek için bekleyip durmuştu. Sözlerini bitirir bitirmez gözlerini kapadı ve ruhunu Yüce Allah’a teslim etti.

Meşhur kâhin Satîh, bu sözleriyle açıkça Âhirzaman Peygamberinin dünyaya gelmiş olduğunu haber veriyordu. O âna kadar bir benzeri görülmemiş bu hâdise, dünyaya o gece şeref veren zâtın beraberinde getirdiği sönmez nûr ile Mazdeizmin2 karanlık inancı içinde kıvranan İran saltanatını ortadan kaldıracağına işaretti. Nitekim, tarih buna şahid oldu ve hâdiseler Satîh’in haber verdiği gibi cereyan etti: İran Devleti, 67 yıl süren on dört hükümdarın idaresinden sonra, Kadisiyye’de Hâtemü’l-Enbiyânın ordusu tarafından İslâm topraklarına katıldı.

Kâbe’nin içini karanlık ve kirlere boğan putların pekçoğu başaşağı yıkıldı:

Kureyş müşrikleri, yeryüzünde Allah’ın tek ma’bud oluşunun içinde ve üstünde ilk olarak abideleştiği Kâbe’yi putlarla karanlıklara boğmuşlardı. Ne var ki, henüz Tevhid temsilcisi Resûl-i Kibriyânın dünyaya gözlerini açması karşısında bile, çoğu yerlerine kurşun ile perçinlenmiş bu putlar, hâdisenin azametine dayanamayarak yerlere yıkılıverdiler.

Bu hâdisenin ifâde ettiği mânâ büyüktü: Dünyaya teşrif eden bu Zât, kendisine verilecek vazife gereği kapkaranlık şirk inancını ortadan kaldıracaktır. Gönüllerde pâk, nezih ve saâdet dolu Tevhid inancını bayraklaştıracaktır.

Dünya buna şâhid oldu. O Resûl-i Zîşan, kısa zamanda Kâbe’yi cansız putlardan temizlediği gibi, gönüllerdeki putları da İslâm îmânı ile yok ediverdi.

İstahrabat’ta bin seneden beri yanmakta olan Mecûsîlerin kocaman ateş yığınları bir anda sönüverdi.

Mecûsiler bu ateş yığınını kendilerine ilâh kabul etmişlerdi. Efendimizin dünyaya teşrifleri ile birlikte bu kocaman ateş, sanki okyanusların istilâsına uğramış basit bir ateşmiş gibi sönüverdi.

Demek ki, gelen zât, putperestlik gibi, ateşperestliği de bir çırpıda ortadan kaldıracak ve yeryüzünü Tevhid meş’alesiyle aydınlatacaktı.

Takdis edilen meşhur Sâve (Taberiyye) Gölü bir anda kuruyuverdi.


Bu da, gelen zâtın, Allah’ın izni ile olmayan şeylerin takdis edilmesini yasaklayacağının ifâdesi idi.


Dünyaya teşrifleri ânında, şark ve garbı küçük bir oda gibi aydınlatan bir nur görüldü.


Demek ki, dünyaya gelen zâtın tebliğ edeceği din, şark ve garbı bütün ihtişamıyla kucaklayacak, insanlığın beşte birini şefkatli sînesinde terbiye edip okşayacaktı.

Semâve Vadisi taşan seller altında kalıp, suya gark oldu


Resûl-i Kibriya Efendimizin dünyaya gözlerini açtıkları geceydi. Taşan seller Semâve Vadisi ve Semâve şehrini sular altında bıraktı. Şehir halkı, dehşet içinde kalarak, çareyi dağlara ve tepelere sığınmakta buldu. Sonra da bir mektup yazarak durumu Kisrâ’ya bildirdiler ve kendisinden yiyecek ve içecek yardımı istediler.

Gök kubbeden salkım salkım yıldızlar döküldü.


Nebiyy-i Ekrem Efendimizin dünyaya teşrifleri gecesinde hazan yaprağı gibi gök kubbeden yıldızlar döküldü.1 Bu hâdise de şuna işâret ediyordu: Bundan böyle şeytan ve cinlerin gökten haber almaları son bulmuştur. "Madem Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâm vahiy ile dünyaya çıktı, elbette yarım yamalak ve yalanlar ile karışık, kâhinlerin ve gâipten haber verenlerin ve cinlerin ihbarâtına (haberlerine) set çekmek lâzımdır ki, vahye bir şüphe irâs etmesinler ve vahye benzemesin. Evet, bi’setten evvel kâhinlik çoktu. Kur’ân, nazil olduktan sonra onlara hâtime çekti. Hattâ çok kâhinler îmâna geldiler. Çünkü, daha cinler tâifesinden olan muhbirlerini bulamadılar."2

O âna kadar görülmemiş bu hâdiselerin Resûl-i Ekremin doğumu sırasında meydana gelmeleri elbette tesadüfî değildi. Ezelî kudretin kader kaleminin tayin ve tesbitiyle vücuda geliyorlardı. Ve dünyaya Âhirzaman Peygamberi Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) dünyaya zuhurunu haber veriyorlardı.

Etiketler: ,

 

 Adınız:

 Sözü söyleyen 
(ayet veya hadis ekliyorsanız kaynağını yazınız):

Söz, Ayet, Hadis, Atasözü :

 
    

 
   

 

Adınız:

Yorumunuz:

  


  zehra   -   05.01.2014
  teşekkürler çok iyimiş  

  nesim   -   03.12.2013
  beğendim  

  ömer beklim   -   02.10.2013
  hz. MuhammeD hakkında güzel yorumlar

 

  mahmut ulusoy   -   23.05.2013
  ödevimden 100 bekliyorum...  

  sümeyyeeeeeee   -   09.03.2013
  daha açıklayıcı olabilir  

  saime nur demirci   -   05.03.2013
  ben gerçeği hiç beğenmedim çünkü ödevime yardımcı olmadı  

  fevsa   -   05.11.2012
  cok güzel  

  rabia aydemir   -   25.03.2012
  çok güzel uzun uzun yazılmış.performans ödevimden sanırım 100 alcam  

  BURAK GÖRK   -   28.09.2011
  çok güzel bir yazı  

  baran sezer    -   25.09.2011
  cok guzel bır yazı  


İlginizi Çekebilecek diğer başlıklar

Video Galeri

Mehmet Emin Ay - O Gece Sendin Gelen
İzlenme :443

Sedat Uçan - Haline Şükret
İzlenme :685

Zeynel Abidin Hazretlerinin Ibretlik Olayları
İzlenme :1038

Dursun Ali Erzincanli - Naat
İzlenme :668

Oyun Bölümü

 

Dünyanın en zor oyunu
oynanma :2723

Sahabe Bulmaca Oyunu
oynanma :2107

Sultanahmet Camii Yapboz Oyunu
oynanma :1321

Kamyon Savaşları Oyunu
oynanma :2900

Hikaye Bölümü

 

Servet
okunma :519

Yaralı Gelincik
okunma :571

Kocakarı hikayesi
okunma :809

Begil Oğlu Emren
okunma :897

Biyografi Bölümü

 

Haruki Murakami
okunma :424

Muhammed el Baradey
okunma :513

Muhammed Mursi
okunma :578

Selçuk YULA
okunma :564

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar


  Söz vermek ile ilgili sözler  (78910 okunma )
  Edep ile ilgili sözler  (77367 okunma )
  Dostlukla ilgili Hadis-i Şerifler  (58081 okunma )
  Vefa ile ilgili sözler  (52761 okunma )
  Kibir ile ilgili sözler  (44807 okunma )
  Güzel ahlak ile ilgili sözler  (39985 okunma )
  Dostluk ile ilgili atasözleri  (34354 okunma )
  Doğrulukla ilgili atasözleri  (33831 okunma )
  Dostluk ile ilgili sözler,dostluk sözleri  (33009 okunma )
  Hoşgörü ile ilgili atasözleri  (32884 okunma )
  Akraba ile ilgili sözler  (31488 okunma )
  Mevlana sözleri  (30798 okunma )
  Adalet İle İlgili Hadis-i Şerifler  (29982 okunma )
  İyilik ile ilgili atasözleri  (25831 okunma )
  Ahirete iman ile ilgili ayetler  (25381 okunma )
  Ölüm ile ilgili sözler  (23670 okunma )
  Eğitim ile ilgili atasözleri  (23138 okunma )
  Düşünmek ile ilgili sözler  (22551 okunma )
  Spor ile ilgili sözler  (22264 okunma )
  Dünyanın en zeki 10 hayvanı  (21131 okunma )
  Güzel ahlak ile ilgili sözler ( 88  yorum)
  Doğrulukla ilgili atasözleri ( 76  yorum)
  Spor ile ilgili sözler ( 53  yorum)
  Hoşgörü ile ilgili atasözleri ( 52  yorum)
  Eğitim ile ilgili atasözleri ( 49  yorum)
  Vatan ile ilgili atasözleri ( 48  yorum)
  Dostluk ile ilgili atasözleri ( 46  yorum)
  Dostlukla ilgili Hadis-i Şerifler ( 43  yorum)
  Ahirete iman ile ilgili ayetler ( 38  yorum)
  Vefa ile ilgili sözler ( 34  yorum)
  Ahiret hayatı ile ilgili ayetler ( 31  yorum)
  Arkadaş ile ilgili atasözleri ( 29  yorum)
  Adalet İle İlgili Hadis-i Şerifler ( 28  yorum)
  Edep ile ilgili sözler ( 27  yorum)
  Sabır ile ilgili atasözleri ( 22  yorum)
  İbadet İle İlgili Ayetler ( 21  yorum)
  Cömertlik ile ilgili atasözleri ( 17  yorum)
  İyilik ile ilgili atasözleri ( 17  yorum)
  Dostluk ile ilgili sözler,dostluk sözleri ( 17  yorum)
  Söz vermek ile ilgili sözler ( 15  yorum)

En son eklenen Söz, Atasözü, Ayet ve Hadisler

Sabır, boyun eğmek değil, mücadele etmektir.

 Hz. Ömer (ra)  -  Ekleyen : Editör    Eklenme Tarihi :-  10.03.2014

Zikre gafletsiz ve ara vermeden devam ederseniz bu zikirden kısa zaman sonra haz alırsınız

 Abdülbâki el-Hüseyni (k.s)  -  Ekleyen : Editör    Eklenme Tarihi :-  20.02.2014

Yalanın dostu, gerçeğin de düşmanı çoktur.

 ( Emile De Girardin )  -  Ekleyen : canan taş    Eklenme Tarihi :-  13.02.2014

Yalanı söküp atmadan gerçeği dikmeye çalışma ! tutmaz.

 CENAP ŞAHABETTİN  -  Ekleyen : Editör    Eklenme Tarihi :-  07.02.2014

“Benim inanmamı istediğin yalanı bana söylerken, sana söyleyeceğim yalanı da tahmin ediyorsundur.”

 Faruk AKSOY  -  Ekleyen : Kuran talebesi    Eklenme Tarihi :-  06.02.2014

Günah, karşıdakinin anlayamaması halinden yararlanılarak işleniyorsa, nitelikli günahtır ve hesabı da gerçekten ağırdır, ama gerçekten çok ağırdır…

 Faruk AKSOY  -  Ekleyen : Kuran talebesi    Eklenme Tarihi :-  06.02.2014

Ben bu Cami-i Kebir’i yazip bitirince, onu ilkin Hicaz alimlerine gösterdim. Hepsi de begendiler. Daha sonra alip Irak alimlerine götürdüm. Onlar da agiz birligiyle eseri övdüler. Nihayet Horasan diyari alimlerine takdim ettim. Onlar da memnun oldular, bilahare eseri ilim alemine sundum. Bu eser kimin evinde bulunursa, orada konusan bir Peygamber vardir

 Hz. Tirmizi  -  Ekleyen : Editör    Eklenme Tarihi :-  05.02.2014

Herkesin terbiye ve ıslâh yeri, başkadır. Meselâ çocukların terbiye yeri; mektebdir. Yolkesenlerin (eşkiyânın) ıslâh yeri: zindan. Kadınların terbiye mahalli de; evleridir

 Hz. Tirmizi  -  Ekleyen : Editör    Eklenme Tarihi :-  05.02.2014

İnsanlarda dâimi bir zaaf hâli görülür. Bununla beraber o, bir da’va peşindedir. Hem de, büyük bir iddiâ ile! Acaba nu zâif hâliyle; o büyük iddiâsını nasıl gerçekleştirecek ki!

 Hz. Tirmizi  -  Ekleyen : Editör    Eklenme Tarihi :-  05.02.2014

Aziz, kendisini, günahının zelil kılmadığı kimsedir

 Hz. Tirmizi  -  Ekleyen : Editör    Eklenme Tarihi :-  05.02.2014


   Ana sayfa |   Yazarlar   | Oyun  | Video   | Şiir  | Biyografi  |   Favorilere Ekle   |   İletişim  |  Künye  |  Ziyaretçi Defteri

www.dostkelimeler.com     2007-2013       created by dost