Ana sayfa  |    Favorilere Ekle   |   İletişim  |   Üyelik İşlemleri

 

Akıllı bir kimse düşmanından akıl öğrenmeyi ihmal etmez.
Beydaba

 

H  i  k  a  y   e   l  e  r

   Adalet Hikayeleri
   Ahlak Hikayeleri
   Aşk Hikayeleri
   Boşanma Hikayeleri
   Buluş Hikayeleri
   Cimri - Cömert hikayeleri
   Dede Korkut hikayeleri
   Dini Hikayeler
   Dostluk Hikayeleri
   Dua Hikayeleri
   Edep Hikayeleri
   Efsaneler
   Evlilik Hikayeleri
   Fıkra
   Gurur Hikayeleri
   Hazır cevaplar
   Hırsızlık Hikayeleri
   Hızır Kıssaları
   Hidayet Hikayeleri
   Hoşgörü Hikayeleri
   İbretlik Hikayeler
   İlginç Hikayeler
   İlim Hikayeleri
   İslam Büyükleri Hikayeleri
   İyilik Hikayeleri
   Kabir Hikayeleri
   Kader Hikayeleri
   Keramet kıssaları
   Kısa Hikayeler
   Kısmet Hikayeleri
   Kibir Hikayeleri
   Komik Hikayeler
   Komşuluk Hikayeleri
   Köle Hikayeleri
   Kur'an Kıssaları
   Masallar
   Mesneviden Hikayeler
   Misafir Hikayeleri
   Namaz Hikayeleri
   Nasihat Hikayeleri
   Nasrettin Hoca Hikayeleri
   Necip Fazıl Nükteleri
   Oruç hikayeleri
   Padişah kıssaları
   Peygamber Kıssaları
   Sabır Hikayeleri
   Sahabi Kıssaları
   Şehitlik Kıssaları
   Tarihi Hikayeler
   Türkü Hikayeleri
   Yaşanmış Hikayeler

Rizeli Hasan Dede Kerametleri           Keramet kıssaları - (Kategorinin Tüm Hikayeleri)
Rizeli Hasan Dede Kerametleri

       FACEBOOK KUTUSU

    En çok okunan Hikayeler

Yalanla ilgili bir hikaye
Ahde vefa ile ilgili hikaye
Saliha bir eş istiyorum
Edep ile ilgili gerçek bir hikaye
Akrep ve Derviş
Pinokyo Masalı
Komşunun Şikayeti
Çobanın Aşkı
Hz. Musa ile Karun
Komşuluk
Habil ile Kabil kıssası
Kısaca icat hikayeleri
Azrail’in Güzelliği
Trabzon’un Anlamı
İmam Buharî’nin İmtihanı
Hz.Ali´nin Büyüklüğü
İftira
Ebu Hanife ve Ateist
Hoşgörü hikayesi
Hızır as.´ın Duası
Zülkarney'in Kaf Dağı Ziyareti
Dünyanın en hızlı insanı
11 eylül'de hidayete erenler
Begil Oğlu Emren
Kızımı Kime Vereyim?
    Son eklenen Hikayeler
Servet
Yaralı Gelincik
Kocakarı hikayesi
Begil Oğlu Emren
Kanlı Koca Oğlu Kanturalı
Devin Süleymanlığı
Dert ve Elem Kokusu
Çöldeki Arap Kervanı
Rüzgâr ile yaprağın dostluğu
Cuma namazının fazileti
babam seyrediyor
Semud kavmi
camiye girmek istemeyen genç
Gemideki Derviş
Hüthüd ile Belkıs
Bulamaç Aşı
İpliği Satmaya Gönderdim
Karanlıktaki Fil
Hintli Kölenin Aşkı
Bereketi Bol Yemek
Beterin Beteri Var
Hayat Ağacı
Mesnevi'yi Kınayana Cevap
Ahmaklardan Dağa Kaçış
Hiç
Facebookta Paylaş

Okunma :  477
Eklenme Tarihi :6/6/2012

 

Hasan Usta diye de bilinir. Zamânında güzel ahlâkı, örnek hareketleri ve kerâmetleriyle tanınan Hasan Dedenin türbesi Rize Ardeşende Seslikaya köyündedir. Türbesi, vasiyeti üzerine vefâtından yedi yıl sonra cesedinin bozulmamış olduğu görüldükten sonra yapılmıştır. Yöre halkı tarafından sık sık ziyâret edilen Hasan Dede 1845 yılında vefât etmiştir. Türbesinin önündeki kiremitli kabir de yine kendisi gibi kerâmet ehli bir velî olan oğlu Süleyman Dedeye aittir. 

1840lı yıllar, ebediyete intikale bir kaç sene vardır. Seslikaya Köyü... Osmanlı askerleri köyden geçmektedir, askerin ve mühimmatın köyün dibindeki dereden geçebilmesi için mevcut köprü yeterli olmamaktadır. Askerlerin başındaki yüzbaşı gövdece iri, boyca uzun büyük ağaçlardan birkaç tane kestirir. Kestirir kestirmesinede ağaçları yerinden oynatmak ne mümkün, onları seyreden köylüde yardım ettiysede fayda etmez. 

Zaman geçmektedir, komutan darlanır, bağırıp çağırmaya başlar... Darlandıkça kalpde kırar. Köylüde bu halden üzüntü duyar. O sırada bir başka köye ziyarete giden Hasan Dedede köye gelmiş, uzaktan asker ve köylüleri görerek yanlarına varır. Selam vererek: 

- Hele bir nefeslenin, bir de ben yoklayayım der, köylünün saygı dolu bakışları, onu tanımayan komutan ve askerlerin alaycı bakışları altında koca koca ağaç kütüklerini tuttuğu gibi birer birer hiç zorlanmadan derenin ebir tarafına uzatır. 

Köprü hazırdır.... 
Bir Damla Yağmur 


Yıl 1845. Hasan Dede, dünyasını değiştirmiştir. Mezarını kendi halinde, kimsenin işine karışmayan, bildiği ile amel eden, saf temiz bir köylüsü kazmaktadır. Köylü mezarın içinde kazmaya devam ederken, Rizenin o meşhur yağmuru başlamış, her tarafı sel alıp götürmektedir. Hikmetinden sual olunmaz, ne mezarın içine ne mezarı kazanan üzerine bir damla yağmur düşmez. Köylü mezarı kazar dışarı çıkar. Etrafta hocadan başkasını göremez. Hocaya sorar: 

- Hoca bu kadar kuvvetli yağmur yağıyor, gök delindi de ne mezarın içine ne sana de bana bir damla bile düşmüyor? 

Köylü, sırrı yaşamıştır, ama o sırrı anlamaya hazır değildir. Mezarın yanında çok yüksek yabani bir hurma ağacı vardır. Hurma ağacında yapraksız kuru birkaç daldan başka bir şey de yoktur. Hoca hurmayı, o ince, kuru birkaç dalı göstererek: 

- Hurmanın dallarını görmüyormusun, der. 

Gökten derya indi yağmur yerine 
Mevlam damla değdirmedi tenine 

Horon 

Rize... Ardeşen...Seslikaya Köyü. Yıl 1945. Türbe... Hasan Dedenin türbesi. Türbeye yakın evlerden birine yakın bir köyden gelin gelmektedir. Gelin tarafı, oğlan tarafında sabah kadar tulum eşliğinde horon oynamayı şart koşar, olmazsa olmaz der. Düğün sahipleri, durumu hocaya sorarlar: 

- Biz türbeye, Hasan Dedeye hürmet ediyoruz, onun türbesinin olduğu yerde, yakınındaki bir evde tulum çalmak, oynamak, eğlenmek hoş değildir, bunu kabul edemeyiz dedik. Kız tarafıda oyunsuz olmaz diyor. Biraz değil epeyi de huysuzluk yapıyorlar, huzursuzluk çıkarıyorlar. Ne yapalım bu durumda düğünden vaz mı geçse, vaz mı geçelim ....? 

Hoca cevaben derki: 

- Bu dediğinizden dolayı gelin bırakılmaz, düğünden vaz geçilmez. Siz gelinin gelmesine, tulum çalınıp oynanmasına izin verin. Günahı vebali onların başına deyin, ancak yakın akrabaları olarakda evide mahalleyide terkedin. 

Oğlan tarafı hocanın dediğini yaparlar, kız tarafı ve düğün alayı gelini eve getiriler. Sabaha kadar sürecek horon başlar. Oyunun başlar, gece yarısı olur... Kız tarafından pür telaşlan bir ihtiyar nefes nefese gelir, hepsinin evleri yanmaktadır. 

Tüm köylü düğüne geldiğinden, köylerine dönene kadar evlerinin hepsi yanıp kül olmuştur. 

Su 

1950li yıllar. Hasan dedenin türbesinin olduğu mahalle. Yaz. Uzun zamandır yağmur yağmamakta, hemde neredeyse her gün yağan Rizede pek ender görünen kurak bir yaz hüküm sürmektedir. Günümüzdeki gibi değildi o zamanlar, sular öyle kapıya kadar gelmemektedir. Su ya kuyudan ya da ırmak denen küçük dereciklerden temin edilrdi. Uzun zaman yağmurun olmayışı kuyu sularının tükenmesine, ırmakların suyunun azalmasına neden olmuştu. 

Gece... Yangın... Evler cayır cayır yanmaktadır. 20 haneli evlerin iç içe olduğu mahalle evlerini söndürecek bir damla su yoktur. Ufaktan ufaktan akan suda kurumuştur. Tüm mahalle Hasan dedenin türbesine koşarak Cenab-ı Hakka yalvarırlar: 

- Hasan Dedenin yüzü hurmetine bize su gönder. 

Dua edip, türbeden ayrıldıklarında, kuruyan derelerden oluk oluk su akmaktadır. Su ile birlikte kısa zamanda mahalleli ateşi söndürür. 

Çocuk 

Seslikaya köyü... 40 yıl kadar oluyor. Hala hayatta olan çocukluktan beri arkadaşımız. Bir gece çaylıkta olan annesinin gecikmesi üzerine evin dışına avluya çıkar. Çocuk bu ya annesinin gecikmesi, etraftaki çakal sesleri, beklemenin verdiği çeşitli duygular içinde ağlaya ağlaya bir hal olur. Göz kapakları şiddetle açılıp kapanmaya başlar. Akşam olayı duyan konu komşu, çocuğun arkadaşları eve gelir, çocuk arkadaşlarına bakmaktan utanır utanır... Onlardan kaçmak ister. 

O zamanlar doktora erişmek doktor bulmak öyle pek kolay değildir. Ninesi "hele bir der, çocuğu sabahtan bir türbeye götürelim, bir şeyi kalmaz inşallah" der. Sabah olur nine torununu alır, Hasan Dedenin yattığı türbeye götürür. Allah rızası için iki rekat namaz kılarak: 

- Ya Rabbi ... Hasan Dedenin yüzü suyu hürmetine bu yavruma şifa ver diye dua eder. Bir müddet türbede kaldıktan sonra torunuyla beraber çıkarlar, eve vardıklarında çoçuğun gözlerinde hiç bir şey kalmamıştır. 

Arkadaş 

1980li yılların başlarına kadar köye henüz elektrik gelmemişken, her hafta Cuma gecesi özel yapılmış mumlarla geceleri türbe ışıklandırılırdı. Mumu yakmakla özel bir görevli bulunurdu. Görevli mumları yakar Kuran-ı Kerim okurdu. 

1930lı yıllar. Kış... Sağanak... Türbe görevlisi yaya 5-6saatlik yolda misafirlikte. Cuma gecesi türbede mumları yakacak, Kuran-ı kerim okuyacak. Yağmur bir ara hafifler diye beklemişti ama hayır burası Rize idi, öyle dineceği yoktu. Baktı olacak gibi değil geciktikçe gecikiyor, yola koyulur. Şemsiye falan nerede, geçmiş zaman bu.... Yola çıkmış, geciktiği için gece karanlığa kalmıştı, göz gözü görmüyordu. Görmüyordu da ... Görevli yatsı ezanı okunmak üzere türbeye erişir, üstü kupkurudur. Yol boyunca ona ışık tutan, sohbet eden piri fani birisi ona arkadaş olmuştur. 5-6 saatlik yol 1-2 saat sürmemiştir, yol arkadaşı köyün girişinde "Allahaısmarladık" diyerek ayrılmıştır. 

Köyün çocuklarına türbedarın annesi bunu hep anlatırdı. O çocuklar şimdi birer dede oldu ya... 

Kapı 

1960li yıllara kadar Türbeye çok uzak yerlerden köylünün tanımadığı, bir gelenin bir daha gelmediği piri faniler, şeyhler gelir, türbe içinde zikrederler, müritler dışarıda beklerlerdi. Köylüde onları kendi hallerine bırakırdı. Gel zaman git zaman köylülerden merakını yenemeyen bir delikanlı yanaşarak sormuş: 

- Sizi ne için türbe içine almazlarda, dışarıda beklersiniz? 

Delikanlıyı kapı aralığından baktırmışlar.... Bakış o bakış .... 

Delikanlıya arkadaşları ne gördün diye sormuşlar, yıllarca o sorularına cevap vermemiş, ta ki nedense o uzak bilinmedik yerlerden gelenler gelmez olmuş... İşte o zaman: 

- Türbenin içi 4 metre kare var yok, kapı aralığından baktığımda o da ne içerisi o kadar genişki, saymakla bitmeyen yüzlerce kişi içeride, her yer apaydınlık, ortada sanduka diye bir şey yok, dümdüz bir alan, her renkte, türlü türlü kıyafetler içerisinde ... ve ... ve ... 

Evet, bir zamanlar herkesin gözü önünde bakıpta göremedikleri Manevi Meclis Rizenin Ardeşen İlçesi, Seslikaya köyünde Hasan Dedenin Türbesinde toplanırdı... 

Seferemri 

Türbe görevlileri her gece yatsıdan sonra türbeye güğümlerle su bırakırlar, kapıyı üstüne kitlerler ... Ertesi günü geldiklerinde güğümler bomboştur. Türbenin içinde hüzme şeklinde yeşil bir ışık vardır.... Bu yıllardır böyledir. Akşam dolan güğümler sabahleyin bomboştur. 

1974 ... Kıbrıs Barış Harekâtı.... Türbe görevlilerinin dikatini çeken bir şey vardır... Harekâtın başladığı ilk gecenin gündüzünde, türbeye geldiklerinde güğümlerin dolu olduğunu görürler... ve o gece ve savaş bitimine kadar türbedeki ışığıda göremezler. 

Savaş biter, o gecenin sabahında güğümdeki sular boşalır, ve o yeşil ışık gene türbededir.... 

Evet ... Hasan Dede seferemrini almış, görevini yerine getirmiştir.... 

Sanırmısınki sefer emrini 
Çıkarırlar sade evdekine 
Bakarsınki ansızın bir gece 
Emir vermişler türbedekine 

Kekeme 

1992.... Yaz ... Pazar ... Avramit köyü.... 5 yaşlarında... Muzaffer. Yazın ailesi ile birlikte İstanbuldan köylerine gelmişler. Korkudan mıdır, bir şeyden mi ürkmektenmidir billinmez, çocuk birden kekelemeye başlar,... 5- dakika, 10 dakika, 1 saat 2 saat hayır kekemelik geçmez. Çok zamandır böyle bir şey olmamıştır. 

Doktor, doktora getirelim, getirmeyelim, bekleyelim, beklemeyelim derken ... Köyün büyükleri araya girer, derler ki: 
- Tabi çok zamandır, böyle bir şey olmadı, sizede demedik, bizim küçüklüğümüzde Türbeye getirirlerdi bizi. 
- Hangi türbeye? Rize de türbemi var? 
- Hasan Dedeye... Ardeşene... Seslikayaya .... Türbe orada. Hasan Dedenin türbesi orada. 

Türbeye gidilir, ikişer rekat namaz kılınır. 
- Allahım, Hasan Dedenin hürmetine yavrumuza şifa ver diye dua edilir. 

Türbeden çıkılır, kekemelikten herhangi bir eser kalmamıştır.

 

.:: Yapılan Yorumlar ::.



Yazılmış Yorum Bulunamadı.

. :: Yorum Yap :: .

 Adınız:

 

Verdiğiniz Oy:

 

Yorumunuz:

 
    
   

 

   Ana sayfa |   Yazarlar   | Oyun  | Video   | Şiir  | Biyografi  |   Favorilere Ekle   |   İletişim  |  Künye  |  Ziyaretçi Defteri

www.dostkelimeler.com     2007-2013       created by dost